Sevgi Çiçeği Gözyaşı İster

1. Gelincik: GÜLÜNCEYE KADAR AĞLAYANLAR
Günlük meşgalelerin dalgınlığında dostlarımızı, ailemizi, hatta kendimizi dahi unutabiliyoruz; hatta ve hatta kutsal değerlerimizi. Saatler, günler, haftalar geçiyor, hiç hatıra bile gelmiyor Allah ve Rasûlü. Para’nın dinden daha önemli görüldüğü talihsiz bir zaman diliminde, bâtıl bir mekan coğrafyasında ma’kul gibi gelebilir insana bu hal-i pürmelal ilk anda. Fakat bizi ve bütün evrenleri sevgisiyle mayalayarak yaratan Mevlâ’mızı unutmak, her zerre, her nesne ve her hadise Onu bildirirken Ondan habersiz yaşamak.. bu kadar gafleti, zerre kadar imanı, iz’anı ve insafı olan hiçbir kalp kabul edemez.
Malum, iman olmadan cennete girilmez, Allah sevilmeden de iman edilmiş olmaz. Allah’ı herşeyden daha çok seven kişi, imanın tadını tatmıştır diyor Peygamberimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem). Hangi dilden veya dinden olursa olsun ve hangi ismi verirse versin, herkes: “Biz Allah’ı seviyoruz.” diyor. “Seviyorum!” Bir söz hepsi. Günümüz aşık edebiyatının en bayağılaştırılmış ifadesi, fakat hala en kutsal kelimesi. Oysa özden bağlılık, hatta küliyyen bağımlılık gerek. Zira seven sevdiğine bağlanır, daima onunla bağlantı halinde olmak ister. Neden insanlar internette chat odalarında yazışa yazışa, konuşa konuşa sabahlarlar, neden mail kutuları dolar dolar boşalır, niçin cep telefonları mesaj mesaj üstüne en çok aşıklar arasında gece-gündüz demeden kullanılır. Çünkü sevgi bu, daima on-line olmak ister, top-one kalmak ister. Allah aşıkı evliya kadınlardan Rabiatü’l-Adeviye’nin ifadesiyle: “Seven sevdiğini çok anar.” ve çok arar.
Allah sevgisinin ana kaynaklarından birisi, Onun ihsan ve ikramlarının daima farkında olabilmek ve onları şükür, hayranlık, takdir ve vefa gözleriyle görebilmektir. Bütün göz alıcı san’atların, gönül okşayan harikaların Sânii ve Bedîi, bütün sevgilerin kaynağı Hz. Habîb, bütün sevgililerin var edicisi ve sevdireni Hz. Vedûd, bütün güzellerin yaratıcısı ve güzelliklerin yaşatıcısı Hz. Cemîl, bütün sevgilerin bittiği ve sevgililerin gittiği yerde bitmeyen ve bizi terketmeyen Sevgililer Sevgilisi, Güzeller Güzeli Allah’ımız... Onu nasıl sevmeyiz, Ona nasıl hayran olmayız ki! Göğüs kafesimize bir insan kalbi yerleştirdiği için, o kalbe bir sevgi-aşk mayası çaldığı için, bize pekçok sevgili/sevimli dost, ahbab ve yaren lutfettiği için.. hiçbir beşerî bilgi, ilgi ve sevgiyle doymadığımız sınırda bizi ledünnî bilgi, lâhûtî ilgi ve ilahî sevgisiyle kuşatan ve itmi’nana ulaştıran o Biricik Rabbimizi unutmamız mümkün mü? Değil ama, insanoğlu bu, olumsuz anlamda da imkan hududunu zorlamayı çok iyi biliyor. Ruhumuzun en mutena tahtına Onu yegâne ve yektâ sevgili olarak yerleştirmemek ne akılla bağdaşır, ne vicdanla uyuşur, ne de kalple barışır.
En büyük ihsanlara mazhar olması hasebiyle, Allah’ı herşeyden ve herkesten çok sevmesi gereken insan, bu sevgisini hayatındaki isabetli tercihleriyle ispat etmelidir. Kalp kıblesi daima semavî hoşnutluğu göstermeli. İnsan, iliklerine kadar duyurak “Ey sevgili, en sevgili!” diyebilmeli Allah’a ve derken de, bu kavlî ilan-ı muhabbetini, hâliyle ve fiilleriyle ispat etmelidir; Onun emirlerine itaatle ve yasaklarından da kaçınmakla temellendirmelidir ki samimiyeti anlaşılabilsin, doğruluğu gözüksün ve tutarlılığı belirginleşsin... Hani “aslına bakma, faslına bak” derler. İşte buyurun “Çiçek ile Su’yun Aşkı”ndan Allah sevgisine dair bir demet ibret, bir buket hikmet toplayalım:
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar. İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için. Çiçek o kadar mutlu olur ki, sevinçten içi içine sığmaz olur ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur. Etrafa enfes kokular saçar, "Sırf senin hatırın için ey su!" diyerek. Zamanla su da çiçeğe karşı birşeyler hissetmeye başlar gönlünde. İlk defa aşık olmuştur, kendince. Haftalar-aylar birbirini kovalalar ve çiçek "Acaba su beni seviyor mu?" diye düşünmeye başlar. Çünkü su, gereğince ilgilenmemektedir çiçekle... Halbuki çiçek, alışkın değildir böylesine ilgisiz bir sevgiye. O daima hamaratça bakım ister, narince sulanmak ister, sevgiyle dokunulmak, iştiyakla okşanmak ve yercesine koklanmak ister.
Çiçek, suya "Seni seviyorum” der. Su, "Ben de seni seviyorum" karşılığını verir. Aradan zaman geçer, çiçek yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der. Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler. Gün gelir, çiçek hastalanır, yataklara düşer. Rengi solar, canlılığını kaybeder, koku saçamaz olur. Su da başında bekler çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiceğine. Çiçeğin kurumuş dudaklarından yine "Seni seviyorum." sözleri dökülür sessizce. "Söyledim ya, ben de seni seviyorum." der su.
Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek, suya benzi atmış, mecalsiz bakışlarla mırıldanır: "Seni ben, gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır, nedir sorun diye... Doktor gelir, muayene eder çiçeği, sonra şöyle der: "Maalesef, durumu ümitsiz, artık elimizden birşey gelmez." Su merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalığı sorar. Doktor, acı acı bakar suyun yüzüne ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum... Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için…" Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmemiştir.. ama iş işten geçmiştir. [Bir ara not: Bu çiçeklerin sevgisi de hep böyle sessiz oluyor, utangaç, nazlı, içine kapalı ve gizemli oluyor; söyleyemiyorlar. Susuz kaldım demiyorlar, susuzluklarının hal dillerinden anlaşılmasını bekliyorlar. Kimi insanlar da tıpkı çiçekler gibi, sevgileri içten içe, çöküşleri de içten içe oluyor. Keşke açıkça seslendirseler ama, halden anlamayanların da hiç mi suçu yok yani?]
Seni seviyorum diyene ne denir? “Ben de!” demek sıradan bir cevap. Sıra üstünü Peygamberimiz’den öğreniyoruz. En Sevgili’nin En Sevgilisi Hz. Habib-i Kibriya Efendimiz (sas)’in sevimli ve şirin beyanları ve davranışları o ki, “Seni seviyorum” diyene “Beni kendisinden ötürü sevdiğin Zât (Allah da) seni sevsin” diye mukabelede bulunulur. [Ebu Davud, 4/333]. Peygamber ahlakıdır bu, sünnet-i seniyye güzelliğidir. İnsana talip olana Allah gösterilir. Bize “Seni seviyorum” diyen bir kalbe “Ben de seni seviyorum” şeklinde bir karşılıkta bulunmak “bire bir” bir mukabele. “Beni kendisinden ötürü sevdiğin (Allah da) seni sevsin” demek ise, “bire sonsuz” bir mukabele.
“Bana olan sevgin Allah için olsun. Eğer beni Allah için seversen, Allah da seni sever.” kabilinden kullar arası sevginin gerçek ötürü’sünü öğretici, daima hatırlacı bir tebliğ ve irşad. “Beni ben olduğum için değil, O’ndan olduğum için sev. Bendeki fiziksel veya ruhsal bütün güzelliklerin ve iyiliklerin kaynağı olan o En Güzel ve En İyi seni severse, işte ancak o zaman ben de seni sevebilirim, göklerdeki ve yerdeki bütün mahlukat da. Seni ben de seviyorum; ama bu sevgim senin suretinden önce siretinedir, kalıbından önce kalbinedir.
“Allahım, beni senden ötürü seven bu kulunu sen de sev” şeklinde bir dua, bir dilek, bir iyi niyet temennisi aynı zamanda bu, dostun dostluğunu, sevgilinin sevgisini sonsuzlaştırmaya yönelik o Dostluğu Sonsuz ve Sevgisi Sınırsız’a gönderilen. “Seni seviyorum” diyenin sözünü hemen öze çeken bir ifade. Kulların birbirinden razı olması Allah’ın rızasının da bir tezahürü, birbirini sevmeleri de öyle. Bir din kardeşine Allah için “Seni seviyorum” diyen bir mü’min kalbe belki de Allah: “Ben de seni seviyorum” diyerek mukabele-i şahanede bulunuyordur. Ve bizim “Beni kendisinden ötürü sevdiğin (Allah da) seni sevsin” şeklindeki duamız da buna vesile oluyordur, kimbilir.
Allah’ın sevgisine ulaşmaktır ve ulaşmak olmalıdır bütün sevgililerin ve aşıkların nihai hedefleri. “Seni seviyorum” sözündeki gönül alıcı, duyguları okşayan, kalbi cezbeden, ruhu celbeden hakikat cevheri insanlığın sevgi tarihinde emsali bulunamamış pırlantadır, elmastır, zümrüttür, altındır, yakuttur; paha biçilemez pırlantadır. “Seni seviyorum” sözünü bir kerecik duymaya canını, kanını, malını, varlığını adayan ve armağan eden niceleri olmuştur. Kimileri o sözü bir faninin ağzından duymak, kimileri de ol Baki’den duymak için yaşamışlardır.
Su’yun çiçeğe dediği gibi, Allah’a “Seni seviyorum” diyebilmek muhakkak değerlidir; fakat yeterli değildir. Hele aşk, edebiyat değil, itaat, ferağat ve istikamettir. Aşk, hürriyet değil, esarettir; daha doğrusu sevgiliye refakattir, sadakattir. İnsan, kendisini Allah’ı seviyor, hatta Ona aşık zannedebilir. Senin kendini nasıl gördüğünden daha çok, O’nun tarafından nasıl müşahede edildiğin, hakikatte nasıl olduğun önemlidir. Su, sevdiği çiçeğin “bütün” olarak kendisine ihtiyacı olduğunu “bilme”yince, bilip de ona bir âb-ı hayat olabilecekken olmayınca, zımnen ölümüne sebebiyet verebiliyor. İç ve dış dünyamız “bütün”üyle, herbir cüz’üyle ve hadisesiyle Allah’a olan sevgimize birer bilgi pınarı ve marifet bengisuyu olabilecek mahiyettedir. Bize düşen, sadece ve sadece, içmesini başarmaktır; müteakip işlemler, otonom bir sistemde yerini buluyor zaten.
2. Zambak: KADERİNİ GÖZYAŞLARIYLA BELİRLEYENLER
Şu ölümlü dünyada bütün sevimliler ve sevgililer bizi bırakıp gitmezden önce, hani o çok sevdiğimizi söylediğimiz Allah’ımız tarafından sevilir hale gelebilmeliyiz ve sevgili bir kul olarak rahmetine yürüyebilmeliyiz; tâ ki Onun tarafından sevinçle ve güleryüzle karşılanabilelim... Bunun için de Allah’ı ya aklen, ya kalben ya da hissen hiç unutmamak, daima hatırda tutmak; her ânda Onu aramak ve her yerde Onu anmak.. Ona sevgimizi kuru bir sözden ibaret görmemek; belki ona vuslat yolunda sorumluluklarımızı yerine getirmek ve bazı meşakkatlere katlanmak lazımdır.
Mezkur temsilin ana konumuzla bağlantıları ve çıkarımları üzerinden sözümüzü devam ettirelim: Evet katıyen ve katıbeten –haşa ve kella- Cenab-ı Mevla’mızın sevgiye, hiçbirşeye ihtiyacı yoktur. Bizlerse her nefesimizde ve her hücremizle Allah’a ve onun yarattıklarına muhtacız. Allah’ın sevgisi olmaksızın katiyen mutlu olamayız, ister dünyada, isterse ukbada. Onun mukaddes meveddetini kazanmak için ise haramlardan uzak durup helallerle kanaat etmesini bilmeliz; bu, işin temeli, olmazsa olmazıdır.
Katiyen istiğnâ-i mutlakın sahibi Hz. Samed hiçbir şeye ve hiçbir kimseye muhtaç değildir, hakikat bu. Ne var ki O, kullarının ihtiyaçlarını giderme, açları doyurma, susuzları su verme, hastaları ziyaret etme gibi iyiliklerde bulunmayı bizatihi Kendisine yapılmış gibi kabul etmektedir ki esasen bu kabil salih ameller, temelde kulun diğer kulları Allah’tan ötürü sevmesi, sahiplenmesi ve görüp gözetmesinin bir tezahürü olmaktadır. Nitekim şu hadis-i kutsî sözlü sevgiden ziyade fiilen muhabbetin gerekliliğini vurgulama noktasında kalpleri uyarmakta, duyguları titretmektedir:
"Kıyamet günü aziz ve celil olan Allah şöyle buyuracak: "Ey ademoğlu! Ben hasta oldum beni ziyaret etmedin." Kul diyecek: "Ey Rabbim, sen Rabbülalemin iken ben seni nasıl ziyaret ederim?" Rab Teala diyecek: "Bilmedin mi, falan kulum hastalandı, fakat sen onu ziyaret etmedin, bilmiyor musun? Eğer onu etseydin, yanında beni bulacaktın?" Rab Teala diyecek: "Ey ademoğlu ben senden yiyecek istedim ama sen beni doyurmadın!" Kul diyecek: "Ey Rabbim, ben seni nasıl doyururum. Sen ki Alemlerin Rabbisin?" Rab Teala diyecek: "Benim falan kulum senden yiyecek istedi. Sen onu doyurmadın. Bilmez misin ki, eğer sen ona yiyecek verseydin, ben onu yanımda bulacaktım." Rab Teala diyecek: "Ey ademoğlu! Ben senden su istedim bana su vermedin!" Kul diyecek: "Ey Rabbim, ben sana nasıl su içirebilirim, sen ki Alemlerin Rabbisin!" Rab Teala diyecek: "Falan kulum senden su istedi. Sen ona su vermedin. Bilmiyor musun, eğer ona su vermiş olsaydın, bunu benim yanımda bulacaktın!" [Müslim, Birr 43]
Bu kutsi hadiste anlatılan olayın hemen hemen aynısı İncil’de de şöyle geçmektedir: "O zaman Mâlik (Rab) sağındakilere diyecektir: Ey Mübarekler, gelin, dünya kurulduğundan beri, sizin için hazırlanmış olan melekûtu miras alın. Zira aç idim, bana yiyecek verdiniz, susamıştım, bana içecek verdiniz; garip idim, beni içeri aldınız; çıplak idim, beni giydirdiniz; hasta idim, beni ziyaret ettiniz; zindanda idim, yanıma geldiniz.” O zaman salihler ona cevap verip diyecekler ki: “Yâ Rab, biz seni ne zaman aç görüp yedirdik, veya susamış görüp içirdik? Ve ne zaman seni garip görüp içeri aldık veya çıplak görüp giydirdik? Ve ne zaman seni hasta veya zindanda görüp yanına geldik?” Melik cevap verip onlara diyecektir: “Doğrusu size derim, mademki bunları kardeşlerimden şu en küçüklerinden birine yaptınız, hepsini bana yapmış oldunuz.” Yine o vakit Rab, solundakilere dahi diyecektir: “Ey mel’unlar, İblis ile onun avanelerine hazırlanmış olan ebedî ateşe benden gidin. Çünkü ben aç idim, siz bana yiyecek vermediniz; susamıştım, siz bana içecek vermediniz; garip idim, siz beni içeri almadınız; çıplak idim, siz beni giydirmediniz; hasta ve zindanda idim, siz beni ziyaret etmediniz.” O zaman onlar da cevap verip diyecekler: Ya Rab, biz seni ne vakit aç veya susamış yahut garip veya çıplak, yahut hasta, ya da zindanda gördükte sana hizmet etmedik?” O zaman Rab, onlara cevap verecek, diyecek: “Doğrusu size derim madem ki bunları en küçüklerden birine yapmadınız, bana yapmamış oldunuz.” Ve bunlar (soldakiler) ebedî azaba, fakat salihler ebedî hayata (cennete) gideceklerdir." [Matta -25-34:46]. İşin doğrusu baştaki “su-çiçek hikayesi”nden ve müteakip mezkur hadis-i kutsîden muhabbet-i ilahînin nasıl olması gerektiğine dair çıkarılacak çok onlarca hikmet, marifet, ibret, irşat ve ilham vardır. Bütün mesele kafa gözünün bakış açısından ziyade, kalbin basiretinin açılması ve kalpteki niyet adesesinin O’na odaklanması meselesidir.
Bir tarafta gülünceye kadar ağlayanlar var, diğer tarafta ise ağlayıncaya kadar gülenler. Sevgi, güldürünceye kadar ağlatır; ağlatırsa, daha doğrusu uğruna ağlanırsa güldürür insanı sevgi. Madem kaderimizi –bir anlamda- gözyaşlarımız belirliyor. Kalbimizdeki Allah sevgisi de bir çiçektir, onu kuru sözlerimizle değil, gözyaşlarımızla sularsak yaşatabilir ve onun bire bin veren semeresini devşirebiliriz. Allah’ı için için yanarak, sızım sızım sızlayarak ve erim erim eriyerek sevmekle mümkün yani bu. Romantik duyguların ziyadesiyle münkeşif olması, kemaliyle zâhir kılınması. Kısacası ve açıkcası, gönlümüzdeki ilahî sevgi çiçeğinin çekirdeğini, ibadet toprağı üzerine dikip sürekli marifet suyu ile sulamalıyız ki rıza-i ilahî meyvelerini derebilelim.. ve neticede firdevs cennetlerinde sonsuz ve sınırsız saadetlere erebilelim...
Musa HUB


2 Comments:
Çok güzel bir yazı... Su ile çiçeğin hikayesi çook güzeldi...
Bizlerle paylaştığın için Allah razı olsun...
Bu yazıyı okuyunca aklıma "Yaratılanı severiz Yaradandan ötürü" sözü geldi ama ben hala kavrayamamıştım aradaki bağlantıyı. Bu yazıyla biraz daha netleşti.Ama hala tam olarak oturtamadım.
İnşallah böle güzel yazılarla daha iyi kavrarız bu meseleyi...
Rosygarden
Bu yazı sevgili Musa HUB ağabeyimizin Sevgi Çiçeği dörtlemesinin ikinci yazısıydı. Üçüncüsünü de az önce bloguma ekledim. İnşallah diğer yazılarını da burdan paylaşmaya çalışacağım. Rabbim inşallah razı olduğu kullarından eylesin bizleri...
Post a Comment
<< Home