Gerçek Üzerine

Bilge hayli uzamış saçlarını arkaya attı ve yeniden önündeki kitaba eğildi. Okuduğu hiçbir kitap, hiçbir yazı, zihinsel açlığım gideremiyor, yüreğindeki boşluğu dolduramıyor, kafasındaki sorulara cevap veremiyordu. Derin bir bezginlik ve ümitsizlik içine yuvarlandığını hissediyordu. "Eğer birileri bu zihinsel sorgularıma çözüm bulmazsa helak olacağım kesin." diye mırıldandı.
Daha sonra kafasında yoğunlaşan soruları yüksek sesle birbiri ardına sıraladı: "Doğru ne, yanlış ne? Doğru niçin doğru, yanlış niçin yanlış? Eğer doğru kesin ise niçin görecelik var? Kimine göre doğru olan niçin kimine göre yanlış? Kimine göre normal olan neden diğerlerine göre anormal? Doğruyu neye göre belirlemem gerekiyor? Doğru, yer ve kişiye göre değişiyorsa, hakikati neye göre saptayabilirim?"
Birden ürperdi. Dilinin ucunda o güne kadar aklından hiç geçirmediği bir soru şekillenmişti: "Acaba gerçek diye bir şey de mi yok?"
Sonra derin bir irkilme ile içinin allak bullak olduğunu hissetti: "Gerçek yoksa, Tanrıyı nasıl izah edeceğim? Oysa ben hissediyorum ki evrenin her zerresi bir Yaratıcının varlığını zorunlu kılıyor. Belki de bana böyle inanmam öğretildiği için, ben öyle sanıyorum. Eğer, doğrular İslam'ın esaslarındaysa neden Müslümanlar perişanlık içindeler?"
İçine doğan kuşku onu iyice sarstı: "Benim 'zorunlu' dediğim 'Tanrının varlığı' için bile kuşkuda olanlar var. Acaba Tanrı tanımazların elinde nasıl bir bilgi var ki ona dayanarak Tanrısızlığı kabullenebiliyorlar? Acaba onlarda benim ulaşamadığım bilgiler mi var?" Artık neyin doğru neyin yanlış, neyin gerçek neyin hayal olduğunu karıştırmaya başlamıştı. Başı, ardı arkası gelmeyen sorulardan kazan gibi olmuştu. Kalbi ile aklı arasında yoğunlaşan çelişki yumağını nasıl çözeceğini bilemiyordu. İnancını büsbütün yitireceği korkusuna kapıldı, ürperdi...
(Devam Edecek...)
Labels: Fardipli SinHa


2 Comments:
Görelilik ve empatinin izdüşümlerinde seyir haline sevkeden bir yazı bu okuduğum.
İkincisi de.
Okuduğumuz yazıdaki bilgeyi sayfaların içerisinde bulunduğu haliyle değerlendirirsek anlayabiliriz ki her insan halleriyle, hareketleri ve düşünceleriyle bir anlam ifade ediyor. Bunun kişiler arasındaki göreliliğini örneklemeler ile açıklayabiliriz. Fakat mutlak doğru
ve mutlak iyi gibi hakikata ait bilgileri insanın kendi biyolojik, fizyolojik, ruhsal ve akli melekeleriyle kavraması çok zor.
Ve objektifliğin içinde subjektif buluşlara açık.
Bu bilginin dışarıdan ve bilhassa bu konuda her yönüyle hakim olan bir Varlık tarafından bize sunulması elzem. İnsanın anlam içermesi de bunu gerektiriyor.
Bize her yönüyle hakim olan bir Varlık bize yardım etmeli ki biz doğruyu bulalım.
Ve bu Vacib-ul Vücud olan varlık
bizi de yoktan vareden olmalı ki
bize her yönüyle hakim olsun.
Bize Kendini istidatımız ve gayretimiz çerçevesinde tanıttıran
Halık-ı Kainat'a hamd olsun.
Gercek üzerine alıntıladığım bu iki yazı Mehmet Ali Bulut'un Bilge Yayınlarından çıkan Fardipli SinHa adlı kitabının giriş bölümünden alınmıştır. Bir zamanlar Moral FM'de yayınlanan Geceyolculugu programının bana bir hediyesi olan bu kitapta çok daha ilginç ve insanı silkeleyen bölümler bulunmakta. İnşallah vakit buldukça diğer bölümleri de eklemeye gayret edeceğim.
Post a Comment
<< Home