Önyargılardan Sıyrılış

Bilge bu yanıt karşısında sessiz kalmayı tercih etti. SinHa, onun kafasına takılan bir başka soruya dönüş yaptı:
"Sen şimdi aslında lamba yanmadığı halde, etrafın neden aydınlık olduğunu merak ediyorsun, değil mi?"
Bilge, tereddütsüz "evet" dedi.
"Çünkü karanlık senin kafanda. Onu aşamazsan, ona takılı kalırsan, hiçbir aydınlık, seni gerçekten aydınlatamaz. Oysa bana göre karanlık diye bir şey yok. Karanlık, gölgeyi asıl sanmaktır."
"Yani aslında karanlık yok mu?"
"Eşyayı ancak gözlerinle görebileceğin bilgisine saplanıp kalırsan, elbette karanlık hep var olur. Oysa sizin kör dediğiniz birçok insan, gözü sağlam birçok insandan daha iyi görüyor. Rüyada gözleriniz mi görüyor? Mutlak gerçeği kavramak için, eşikleri aşmak zorundasın. Ama eşikler de sizin için bir nimettir. Rahat yaşamanızı sağlar. Bütün sesleri duyabilsen, bütün görüntüleri görebilsen, buna dayanamazsın. O yüzden de yaratıcı kudret, insanı beş duyuya hapsetti. Bu hapsetme insanın rahatı için."
Bilgenin kafası iyice karışmıştı. "Gerçek, insanın iç aydınlığına göre değişebiliyorsa, işimiz çok zor." dedi içinden. Oysa bilim, denenebilirliği temel alıyordu. Bir deneyin sonuçlarının bilimsel olabilmesi için daima aynı sonucu vermesi esastı. Ve mırıldandı:
"Peki ya evrensel doğrular? Evrensel doğrular yok mu?"
"Elbette var. Bak küllî tümel ve sonsuz bir aklın varlığı evrensel bir doğrudur. Kimse Yaratıcı'yı reddetmez. Onun varlığı evrenseldir. Ama anlayış inançlara, bölgelere ve milletlere göre değişir. Hatta her insana göre değişir. Yeryüzünde kaç insan varsa o kadar değişik Rab anlayışı vardır. Yaratıcı'nın tanrıtanımaz sanılan insandaki dışa vurumu ise 'âmâ' halidir. Yani varlığın harici vücut giymemiş aşaması. BingBang'ın bir saniye öncesindeki durum. Bu bir boşluk halidir o, algılayamadığı için 'yok' zanneder. Ve 'Tanrı diye bir şey yok der. Böylece, kendisindeki algılama eksikliğini açığa vurur, yani farklılığını...
Çünkü her bir insan kesinlikle diğer insanlardan farklıdır. Gerçi sizi birbirinizden ayıran özellikler, binde birlik bir kesit içine sıkıştırılmıştır ama bu binde birlik kesite yerleştirilen farklılık, pratik yaşamınız açısından 34 milyar kadar ayrı özelliği içermektedir... Dolayısıyla her bir insan, Yaratıcı'nın başka bir dışavurumudur. O yüzden asla iki insan tam olarak birbirine benzemez. Tabii kavrama ve algılamaları da. Yaratıcı'yı reddeden bile O'nun varlığından hareket ederek reddeder. Olmayan şeyi nasıl reddedersin? Reddi doğuran bu binde birlik alanın içine sıkıştırılmış evrensel şifrelerdir. Bazen tek bir genin yanlış dizilimi insansı varlığın algılamasını maymunsu yaratığın anlayış düzeyine düşürür. O da evrensel şifreleri ancak bir maymunun anlayışıyla algılar ve ona göre tepki verir..."
"Bugün insanlar tek tanrıyı reddediyorlar. Geçmişte ise sayısız tanrılara inanıyorlardı. Bu nasıl oluyor?"
"Hayır onlarınki çok tanrıya inanmak değildi. Sadece Yaratıcı'ya ait isim ve sıfatları birbirinden bağımsız hale getirdiler ve her bir isme evrendeki işlevine uygun bir tanrı adı taktılar..."
"Bu nasıl olur? Allah'ın şer vasıfları mı var ki insanlar, şer tanrısı icat ettiler..."
"Şer dediğin şey nedir?"
"Yani kötülük?"
"Tamam işte, ben de onu soruyorum. Kötülük ne?"
"Yoksa o da mı görecelidir, iyilik gibi?..."
"Siz insanlar nesneleri dişi ve erkek diye ayırırsınız. Olayları da iyi ve kötü diye sınıflarsınız. Birbiriyle güreşe tutuşmuş iki insanı düşün. Birisi için kötü olan sonuç, diğeri için iyidir... Yenilen bu olayı kötü olarak değerlendirir, yenen de iyi diye tanımlar. Ve hatta sevincinden havalara fırlar... Şimdi, söyler misin maçın sonucundan beklentisi bulunmayan üçüncü şahıslar için bu tanımlamaların ne anlamı var? Onlar bir güreş izlediler. Bu oyunda birinin galip, birinin mağlup olacağını zaten biliyorlardı."
"Yani iyilik ve kötülük yok mu?"
"Olmaz olur mu? Elbette var. Ama iyilik dediğin şey her zaman her yerde iyilik, kötülük de kötülük değildir. Yerine göre değişir..."
"Ama, geçmiş dönemlere ait destan ve efsanelerde, kötülük tanrılarından, iyilik tanrılarından, öfke ve kin tanrılarından, aşk ve nefret tanrılarından bahsedilir... Nefret, öfke, gazap, cezalandırma tanrının özellikleri olabilir mi?"
"Niye olmasın? Sizin sayıp durduğunuz doksan dokuz isimden birisi de 'Mudill'dir. Yani yoldan saptıran... Bir adı da 'Cebbar'dır yani despot, dilediğini yapandır. Keza bir adı da 'Kahhar'dır. Yani kahredip yok eden... O, aynı zamanda öç alandır."
"Allah öç alır mı?"
"Elbette alır. Çünkü bir adı da 'Müntekim'dir."
"Peki bu bir çelişki değil mi?"
"Niye çelişki olsun? Alemde var olan her şeyin kaynağı Yaratıcı'ya ait bu isim ve sıfatlardır. Sende öfke bulunuyorsa, sende intikam duygusu bulunuyorsa, sende sevme ve sahip olma duygusu varsa kaynağı seni Yaratan'dadır. Onda olmasaydı sana da veremezdi..."
"Ama sosyoloji, önce çok tanrı inancının var olduğunu, sonra tek tanrılı dinlerin doğduğunu, bunların da aklın eseri olduğunu söylüyor."
"Bu bir iddia. Hem doğrudur hem yanlış..." dedi ve devam etti SinHa.
"Doğru, çünkü insan ancak aklıyla Yaratanı'nı kavrar. Yanlış, önce tek Tanrı inancı vardı... İlk insan aynı zamanda ilk mesajcıydı. Ve yaratıcısını biliyordu. Aktardığı bilgiler doğruydu. Ancak zamanla bu doğrular cahil ve tanrısal gücü kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyenlerin elinde anlamım yitirdiler ve Yaratıcı'ya ait her bir özellik, her bir ad ayrı ayrı tanrılarmış gibi algılandı. Daha doğrusu gücü ellerine geçirenler tanrılık misyonunu üstlenmek için bu soyut kavramları birer elbise gibi üstlerine giydiler..."
"Nasıl yani?"
"O'nun bir ismi yaratandır. Bu vasfa tanrıların tanrısı adı verildi. Bu bir tür doğurganlık olduğu için dişi olarak tanımlandı..."
"Niçin?"
"İnsan içine doğan manayı tanımlayamıyorsa, ona kendindeki sıfatlardan bir elbise giydirir. Örneğin her mevsim kendisini tazeleyen, yeni yeni meyveler ve çiçeklerle kendini açığa vuran doğaya 'tabiat ana' diyorsunuz. Çünkü sizin tanımlayabildiğiniz doğurganlık anneliktir. O özelliği tanrıya da yakıştırdınız... Oysa o, ne doğdu ne doğurdu.... Siz bunu havsalanıza sığdıramadığınız için evrendeki doğurganlığı da kendi özelliklerinizle adlandırdınız... Örneğin Şeytan dediğiniz varlığı düşünün. Yaratıcı onu katından kovdu. Siz onu Tanrı'ya kafa tutan bir varlık olarak algıladınız. O da tasavvurunuzda şer tanrısı olarak beliriverdi... Ne var ki, böyle düşünmeniz için nedenleriniz yok değil... Bu çelişkiler özellikle önünüze kondu. Ancak aklım gerçekten kullanabilenler bu bilmeceyi çözebilir..."
"Peki Allah bu çelişkiden rahatsız değil mi?"
"Hayır. Çünkü ona göre bir çelişki yok. Çelişki sizin kullandığınız ölçülerde, yanlış bilgilerde... Sen Samiri'yi tanır mısın?
(Devam Edecek...)
Labels: Fardipli SinHa


0 Comments:
Post a Comment
<< Home