Can Kırıkları

Geçen cumaydı...
Günün yorucu temposu -10 saat içinde 8 saat otobüs yolculuğunun verdiği yorgunluk- bir taraftan, aldığım bir haberden dolayı içimde kopan hüzün kasırgalarının verdiği karamsarlık ve üzüntü bir taraftan bastırmış kendimi can havli ile eve atmıştım. İş görüşmesi için İstanbul’a gidip gelmiştim ve hemen aynı gece Gelir Uzmanlığı Sınavı için Ankara’ya gitmem gerekiyordu. Üstelik ev ahalisi de ameliyat olan halamı ziyarete gitmişler ve üç gündür ortalıkta yoklardı. Açlığım yorgunluğumu bastırmıştı sanırım. Mutfağın o dayanılmaz atmosferinde buzdolabına sarıldım. Evet, görüyordum iki yumurta biraz tereyağı. Bu durumda yenir mi demeyin insanın gözü dönmesin bir kere.
Hemen elim o çok sevdiğim bakır tavamı aramaya başladı. Bir gün önce yıkadığım bulaşıkların üst üste yığılmış tabak çanağın arasında bütün masumiyeti ile duruyordu sevgilim Almak için ani bir hareketle elimi uzattım ama belki yorgunluğumun eseri belki biraz sakar oluşumdandır bilemiyorum bir bardağın malzemeler arasından zıplayıp göz açıp kapayıncaya kadar yerde tuzla buz olduğunu gördüm. Üstelik ayağım kanıyordu...
Hangisine yanar insan bilinmez. Yorgun argın gelip mutfaktaki cam kırıklarını temizlemeye mi yoksa sıçrayan cam parçalarının kestiği ayağına mı? Hayatta böyle değil midir zaten. Kimimiz bilerek, kimimiz bilmeyerek kırarız kalpleri. Nedendir diye düşünür insan, o an karşı tarafa hiç bir değer biçmeyişimizden midir yoksa anlık bir sinirin gölgesinde kontrolsüz söylenen sözler midir can kırıklarını etrafa saçan. Her biri bir cam kırığı gibi dağılır gözlerimizin önünde. Her can kırılırken bizi de kanatır bir taraftan. Ve her cam kırığı gibi her can kırığı da tekrar tekrar yara açar temizlemediğimiz müddetçe...
Düşündünüz mü hayatınızda ki can kırıklarını. Bir daha asla bir araya gelemeyecek olan can parçacıklarını. Darmadağın ettikten sonra onları toplayın bakalım şimdi, tabi başarabilirseniz. Kırılan hiç bir parça gelmez ki bir daha yerine, birleşmez ki yeniden eskisi gibi. Bende şimdi arıyorum dağılan parçalarımı. Biliyorum nafile ama belki de diyorum en azından bir kaç parça denk gelir birbirine.
Kırmak kolay da, ardından bir daha onları bir araya getiremeyeceğimizi tahmin etmek zor sanırım. Bir anda her şey bitebiliyor. Bir söz, bir hareket o kadar basit ki yıkmaya her şeyi. Yıllanmış dostluklardan tutun da, hiç bitmeyecekmiş gibi gözüken aşklara kadar ne kaldıysa elimiz de bir bakıyorsunuz hiç birisi yok işte.
Hayat öğretmiyor mu bize ya da biz mi anlamak istemiyoruz sabretmeyi. Bardağın dolmasını beklemeden küçük kuytular da büyük fırtınalar koparıyoruz. Ve bir hamlede elimizin tersiyle itiyoruz onca sene emek verdiğimiz yaşanmışlıkları ve bilemediğimiz yaşanacakları... Her işte vardır bir hayır deyip kolayca ardına mı saklanıyoruz yoksa yaptıklarımızın.
Kırıldıkça, elimizde ki parçalar çoğaldıkça çıkmazlarımız artıyor. Bazen kapanan bir kapının ardından da yeni bir kapı açılamayabiliyor...


1 Comments:
Derdi veren,dermanı da verir.
Şifayı da ancak Şafi verir.
Kapılar kapansa da, yollar çıkmaza çıksa da,
gidilebilecek bir kapı var.
Can ve cam kırıklarını da en iyi onaran, herşeyi bilendir, herşeye gücü yetendir.
Allah yar ve yardımcımız olsun.
Post a Comment
<< Home